Visit Sponsor

Yazı: 19:53 Editörden

PwC araştırmasına göre jeopolitik belirsizlikler siber yatırımları artırıyor

PwC’nin Dijital Dünyada Güven Araştırması 2026 çalışmasına göre iş ve teknoloji liderlerinin yüzde 60’ı jeopolitik belirsizlikler nedeniyle siber risk yatırımlarını ilk üç stratejik öncelik arasında görüyor.

PwC’nin “Dijital Dünyada Güven Araştırması 2026” çalışması, siber güvenliğin kurumlar için stratejik dayanıklılık, operasyonel süreklilik ve büyüme hedefleri açısından kritik bir gündeme dönüştüğünü ortaya koydu. Araştırmaya göre iş ve teknoloji liderlerinin yüzde 60’ı, jeopolitik belirsizlikler nedeniyle siber risk yatırımlarını önümüzdeki yılın ilk üç stratejik önceliği arasında görüyor.

PwC’nin “Dijital Dünyada Güven Araştırması 2026” çalışması yayımlandı. Mayıs-Temmuz 2025 döneminde 72 ülkeden 3.887 iş ve teknoloji yöneticisinin katılımıyla gerçekleştirilen araştırma, şirketlerin jeopolitik belirsizlikler, tedarik zinciri kırılganlıkları, yapay zeka destekli tehditler, kuantum bilişim ve siber yetenek açığı gibi çok katmanlı bir risk ortamıyla karşı karşıya olduğunu gösteriyor.

Araştırmaya göre kurumların yalnızca yüzde 6’sı, çalışmada ele alınan tüm zafiyetlere karşı siber saldırılara “çok dayanıklı” olduğunu belirtiyor. Bu tablo, siber güvenliğin artık yalnızca teknoloji ekiplerinin sorumluluğunda yürütülen bir koruma alanı olmaktan çıkıp kurumların iş sürekliliği, risk yönetimi ve stratejik büyüme planlarının temel parçası haline geldiğini gösteriyor.

Siber güvenlik iş stratejisinin ayrılmaz parçası haline geliyor

PwC Türkiye Yönetim Danışmanlığı Hizmetleri Lideri Cem Aracı, araştırmanın siber güvenliğin kurumların belirsizliklere karşı dayanıklılığını belirleyen stratejik bir yönetim konusu haline geldiğini gösterdiğini belirtti.

Aracı’ya göre jeopolitik dalgalanmalar, yapay zeka destekli tehditler, veri güvenliği, kuantum bilişime hazırlık ve yetenek açığı gibi başlıklar, siber güvenlik stratejilerinin daha bütüncül, proaktif ve iş hedefleriyle uyumlu şekilde yönetilmesini gerektiriyor.

Araştırma bulguları da kurumların yalnızca risklere tepki veren bir yapıdan çıkması gerektiğini gösteriyor. Yeni dönemde siber güvenlik, riskleri önceden gören, ölçen, iş sürekliliğini destekleyen ve yönetim kurulu seviyesinde ele alınan bir dayanıklılık başlığına dönüşüyor.

Jeopolitik gelişmeler siber riskleri yeniden şekillendiriyor

Araştırmaya göre günümüz siber riskleri, yıkıcı teknolojilerin yanı sıra jeopolitik gelişmeler tarafından da şekilleniyor. Değişen ittifaklar, ticaret anlaşmazlıkları ve stratejik rekabet; tehdit ortamını, kritik altyapıların konumlandırılmasını, ticaret politikalarını, operasyon kararlarını ve siber sigorta yaklaşımlarını doğrudan etkiliyor.

Bu ortamda iş ve teknoloji liderlerinin yüzde 60’ı, siber risk yatırımlarını önümüzdeki yıl için en önemli üç stratejik öncelikten biri olarak konumlandırıyor. Bu veri, siber güvenliğin ekonomik ve politik belirsizlik dönemlerinde kurumların öncelik listesinde daha yukarı taşındığını gösteriyor.

Ancak hazırlık seviyesine duyulan güven sınırlı. Katılımcıların yalnızca yüzde 6’sı kurumlarının araştırmada ele alınan tüm zafiyetlere karşı siber saldırılara çok dayanıklı olduğunu belirtiyor. Bu oran, siber güvenlikte farkındalık artarken dayanıklılık seviyesinin aynı hızda güçlenmediğine işaret ediyor.

Siber bütçeler artıyor ama proaktif yaklaşım sınırlı kalıyor

Araştırmaya katılan kurumların yüzde 78’i, önümüzdeki yıl siber güvenlik bütçelerinin artmasını bekliyor. Ancak bütçe artışı tek başına yeterli görülmüyor. Kaynağın hangi alanlara yönlendirildiği, siber dayanıklılığın kalitesini belirleyen asıl unsur haline geliyor.

Kurumların yalnızca yüzde 24’ü proaktif siber güvenlik önlemlerine, reaktif harcamalardan belirgin ölçüde daha fazla kaynak ayırıyor. Bu durum, birçok kurumun hâlâ olay sonrası müdahale, kriz yönetimi ve toparlanma maliyetlerine daha yakın bir yapıda hareket ettiğini gösteriyor.

Oysa izleme, değerlendirme, test, kontrol, eğitim ve yönetişim gibi proaktif alanlara yatırım yapmak, siber saldırı sonrası oluşabilecek kesinti, itibar kaybı, veri kaybı ve operasyonel maliyetlere kıyasla daha sürdürülebilir bir yaklaşım sunuyor.

Yapay zeka siber güvenlikte yatırım önceliğine dönüşüyor

Araştırma, yapay zekanın siber güvenlikte yatırım önceliklerinin merkezine yerleştiğini gösteriyor. Güvenlik liderleri için yapay zeka, siber bütçelerin dağılımında öne çıkan yatırım alanlarından biri haline geldi.

Önümüzdeki 12 ayda kurumların öncelik verdiği yapay zeka güvenlik yetkinlikleri arasında tehdit avcılığı ilk sırada yer alıyor. Ajan tabanlı yapay zeka da dikkat çeken başlıklar arasında bulunuyor. Rapora göre yapay zeka ajanları; bulut güvenliği, veri koruma, siber savunma ve operasyonlarda verimlilik ile üretkenliği artırmak için önceliklendiriliyor.

Bu gelişme, yapay zekanın siber güvenlikte yalnızca tehditleri artıran bir unsur olarak görülmediğini gösteriyor. Aynı zamanda güvenlik operasyonlarını hızlandıran, tehdit tespitini güçlendiren, rutin işleri otomatikleştiren ve ekiplerin daha karmaşık risklere odaklanmasına imkân veren bir savunma katmanı olarak da öne çıkıyor.

Veri riski yönetimi yapay zeka başarısının temel şartı

PwC araştırması, yapay zeka çözümlerinin başarılı biçimde uygulanması için güçlü veri riski yönetiminin kritik olduğunu ortaya koyuyor. Etkili yapay zeka uygulamaları yalnızca kaliteli veri setlerine erişim gerektirmiyor. Aynı zamanda bu verilerin güvenli, kontrollü ve doğru bağlamda kullanılmasını sağlayan kurum geneli yönetişim mekanizmalarına ihtiyaç duyuyor.

Buna karşın kurumların yalnızca yüzde 6’sı araştırmada yer alan veri riskine yönelik tüm önlemleri kurum genelinde hayata geçirmiş durumda. Veri sınıflandırma politikalarını kurum genelinde uygulayanların oranı yüzde 50, temel veri çıkış kanallarında veri kaybı önleme uygulamalarını hayata geçirenlerin oranı ise yüzde 48 seviyesinde bulunuyor.

Bu tablo, yapay zeka yatırımlarının güvenli biçimde ölçeklenmesi için veri yönetişimi tarafında daha fazla olgunlaşmaya ihtiyaç olduğunu gösteriyor. Kurumlar yapay zekayı daha fazla kullanmak isterken, veri kalitesi, veri erişimi, mahremiyet, hassas bilgi kullanımı ve veri kaybı risklerini birlikte yönetmek zorunda kalıyor.

Kuantum bilişim hazırlığında açık var

Araştırma, kuantum bilişimin henüz doğrudan ve acil bir siber tehdit oluşturmadığını ancak kuantum sonrası kriptografiye geçişi geciktiren kurumların hassas verilerini, kimlik doğrulama hizmetlerini ve kriptografik sistemlerini riske atabileceğini belirtiyor.

Kurumların yüzde 49’u kuantuma dayanıklı güvenlik önlemlerini henüz değerlendirmemiş ya da uygulamaya başlamamış durumda. Kuantum bilişim kurumların en hazırlıksız olduğu tehditlerden biri olarak öne çıkarken, güvenlik liderlerinin yalnızca yüzde 8’i bu alanı önümüzdeki yılın ilk üç bütçe önceliği arasında görüyor.

Araştırmada yer alan kuantuma dayanıklı önlemlerin tamamını hayata geçiren kurumların oranı ise yalnızca yüzde 3. Bu veriler, kuantum riskinin kısa vadede bütçe önceliklerinde yeterince güçlü karşılık bulmadığını gösteriyor.

Kuantum sonrası güvenlik hazırlığı, özellikle uzun ömürlü hassas veriler, kritik altyapılar, finansal sistemler ve kimlik doğrulama süreçleri için şimdiden ele alınması gereken stratejik başlıklar arasında yer alıyor.

Siber yetenek açığı yapay zeka kullanımını da yavaşlatıyor

Siber güvenlik alanındaki iş gücü ve yetkinlik açığı, kurumların yeni nesil tehditlere hazırlanmasını zorlaştırıyor. Araştırmaya göre siber savunmada yapay zeka kullanımının önündeki en büyük engeller bilgi ve yetkinlik eksikliği olarak öne çıkıyor.

Katılımcıların yüzde 53’ü, yetenek ve beceri açığını kapatmak için yapay zeka ve makine öğrenmesi araçlarını önceliklendiriyor. Kurumlar ayrıca güvenlik otomasyonu, siber araçların konsolidasyonu ve çalışanların yetkinliklerini geliştirmeye daha fazla odaklanıyor.

Bu tablo, yapay zekanın siber güvenlikte hem ihtiyaç hem de çözüm olarak konumlandığını gösteriyor. Bir yandan yapay zeka destekli tehditler risk ortamını karmaşıklaştırıyor. Diğer yandan yapay zeka ve otomasyon, sınırlı siber güvenlik ekiplerinin daha verimli çalışmasını sağlayabilecek en önemli araçlar arasında görülüyor.

Yönetilen hizmetler stratejik iş ortaklığı modeline dönüşüyor

Araştırma, uzmanlaşmış yönetilen hizmetlerin kurumların gündeminde daha fazla yer bulduğunu gösteriyor. Siber güvenlikte yetenek açığı büyürken, kurumlar yönetilen hizmetleri yalnızca dış kaynak kullanımı olarak görmüyor. Bu hizmetler, uzmanlık, hız ve ölçek kazandıran stratejik iş ortaklığı modeli olarak değerlendiriliyor.

Özellikle karmaşık siber güvenlik ortamlarında kurumların tüm yetkinlikleri içeride oluşturması her zaman mümkün olmuyor. Tehdit izleme, olay müdahalesi, bulut güvenliği, veri koruma, kimlik yönetimi, regülasyon uyumu ve güvenlik operasyon merkezi gibi alanlarda uzman iş ortaklarıyla çalışmak, kurumlara daha hızlı ölçeklenme imkânı sağlayabiliyor.

Bu yaklaşım, siber güvenlik pazarında yönetilen hizmet sağlayıcılarının rolünü daha stratejik hale getiriyor. Kurumlar için önemli olan, yalnızca teknolojiyi satın almak değil; teknoloji, süreç ve uzmanlığı birlikte yönetebilen bir güvenlik mimarisi kurmak olacak.

Finansal hizmetler siber dayanıklılıkta daha kritik konumda

Araştırmanın katılımcı dağılımında finansal hizmetler yüzde 21 ile en yüksek paya sahip sektörlerden biri olarak yer aldı. Finansal hizmetler, müşteri verisi, ödeme sistemleri, dijital kanallar, operasyonel süreklilik ve regülasyon baskısı nedeniyle siber güvenliğin en kritik olduğu alanların başında geliyor.

Finans sektörü açısından yapay zeka destekli tehditler, tedarik zinciri riskleri, veri sızıntıları, kimlik doğrulama zafiyetleri ve operasyonel kesintiler doğrudan müşteri güvenini etkileyebiliyor. Bu nedenle bankalar, ödeme kuruluşları, fintek şirketleri ve sigorta şirketleri için siber güvenlik artık teknik dayanıklılık kadar itibar, uyum ve iş sürekliliği meselesi haline geliyor.

PwC araştırmasının bulguları, finansal kurumların siber güvenlik yatırımlarını yalnızca savunma perspektifiyle değil, dijital büyüme ve müşteri güveni perspektifiyle de ele alması gerektiğini gösteriyor.

PwC’nin “Dijital Dünyada Güven Araştırması 2026” çalışması, siber güvenliğin artık şirketlerin dijital dönüşüm ajandasında teknik bir güvenlik başlığı olarak görülemeyeceğini net biçimde gösteriyor. Jeopolitik gerilimler, yapay zeka destekli tehditler, veri riski, kuantum bilişim ve yetenek açığı aynı anda kurumların karşısına çıkıyor. İş ve teknoloji liderlerinin yüzde 60’ının siber risk yatırımlarını ilk üç stratejik öncelik arasında görmesi bu nedenle şaşırtıcı sayılmaz. Asıl dikkat çekici nokta, kurumların yalnızca yüzde 6’sının tüm zafiyetlere karşı çok dayanıklı olduğunu düşünmesi. Bu fark, bütçe artışının tek başına çözüm olmadığını anlatıyor. Kurumların proaktif güvenlik, veri yönetişimi, yapay zeka destekli tehdit avcılığı ve kuantum sonrası kriptografi gibi alanlarda daha planlı hareket etmesi gerekiyor. Finansal hizmetler ve fintek ekosistemi açısından konu daha da kritik. Güven, dijital ürünlerin temel para birimi haline gelmiş durumda. Bu nedenle siber güvenlik yatırımı artık maliyet kalemi değil; müşteri güvenini, operasyonel sürekliliği ve regülasyon uyumunu koruyan stratejik büyüme altyapısı olarak ele alınmalı.

Kapat