KPMG’den Zahide Demir, yeni gümrük tarifesi kararını Türkiye açısından değerlendirdi.
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump’ın imzasını taşıyan yeni gümrük tarifesi kararı, küresel ticarette yeni bir dönemin kapılarını araladı. 5 Nisan 2025 itibarıyla yürürlüğe giren uygulama kapsamında, ABD’ye ihracat yapan tüm ülkelere yüzde 10 oranında ek vergi uygulanmaya başlandı. Türkiye de bu ülkeler arasında yer alıyor.
Söz konusu gelişme, yalnızca ithalat-ihracat dengesini değil; küresel tedarik zincirlerini, yatırım kararlarını ve üretim merkezlerinin konumunu da etkileyebilecek geniş çaplı sonuçlar barındırıyor. KPMG Türkiye Gümrük ve Dış Ticaret Hizmetleri Şirket Ortağı Zahide Demir, alınan kararın “tüm dünyayı pazarlık masasına çağıran bir adım” olduğunu vurguluyor.
Türkiye’nin Konumu ve Olası Senaryolar
Demir’e göre, Trump’ın bu kararı, ABD’nin en fazla dış ticaret açığı verdiği ülkeler için daha yüksek oranlı tarifelerin 9 Nisan’dan itibaren devreye gireceği çok aşamalı bir stratejinin ilk adımı. Türkiye’nin yer aldığı yüzde 10’luk grup, ilk bakışta görece avantajlı görünse de tek başına yeterli değil. Özellikle tekstil gibi hassas sektörlerde, Uzak Doğu’daki yüksek vergi yükleri Türkiye’ye fırsat penceresi açabilir. Ancak Avrupa Birliği’ne uygulanan yüzde 20’lik oranla karşılaştırıldığında bu farkın rekabet avantajına dönüp dönmeyeceği, sektör bazlı analizlerle ortaya konabilecek.
Zahide Demir, “Oranların zamanla değişebileceği ve ülkelerin vereceği tepkilere göre şekilleneceği unutulmamalı,” diyerek Çin’in yüzde 34 oranında misilleme vergisi kararını hatırlatıyor. Bu tarz restleşmelerin küresel yatırım planlarında ve üretim süreçlerinde ciddi kaymalara yol açabileceği öngörülüyor.
Şirketler İçin Yol Haritası
Yeni vergi düzenlemelerinin yalnızca devletleri değil, doğrudan şirketleri ve üreticileri ilgilendirdiğine dikkat çeken Demir, firmalara kapsamlı sektör ve rakip analizleri yapma çağrısı yapıyor. Menşe esaslı üretim süreçlerinin gözden geçirilmesi, alternatif ihracat pazarları için stratejilerin belirlenmesi ve yatırım planlarının bu doğrultuda revize edilmesi gerektiğini belirtiyor. Gümrük uzmanlarının daha stratejik roller üstleneceği yeni dönemde, firmaların güncel risklere karşı hazırlıklı olması büyük önem taşıyor.
Trump’ın attığı bu son adım, yalnızca siyasi bir hamle değil, aynı zamanda küresel tedarik zincirlerinin DNA’sını değiştirme potansiyeline sahip ekonomik bir hamledir. Türkiye’nin yüzde 10’luk dilimde yer alması kısa vadede bir rahatlama hissi yaratabilir; ancak uzun vadeli etkiler, sektör bazlı risk analizlerini zorunlu kılıyor. Çin’in hızlı ve agresif misilleme kararı, yeni ticaret savaşlarının yalnızca söylem değil, fiili bir gerçeklik olduğunu ortaya koyuyor. Bu ortamda Türk şirketlerinin risklerini minimize etmek için stratejik düşünmesi ve yeni iş modelleriyle dönüşüme hazırlanması kaçınılmaz bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor.

