KPMG’nin yayımladığı 2025 görünüm raporu, otomotiv sektöründe liderlik ajandasının yeniden şekillendiğini ortaya koyuyor. Küresel belirsizliklerin, jeopolitik baskıların ve tedarik zinciri kaynaklı kırılganlıkların sürdüğü bir dönemde otomotiv CEO’larının büyümeye yönelik güvenini koruması, sektörün dönüşüm kapasitesine dair güçlü bir sinyal veriyor. Rapordaki en dikkat çekici başlıklardan biri, otomotiv liderlerinin büyüme konusunda diğer sektörlerden daha yüksek bir iyimserlik sergilemesi olurken, yapay zekânın yatırım öncelikleri içinde zirveye yerleşmesi de dönüşümün yönünü açık biçimde gösteriyor.
Araştırmaya göre otomotiv CEO’larının yüzde 87’si sektörlerinin küresel büyüme beklentileri konusunda olumlu düşünüyor. Bu oran, tüm sektörler arasında en yüksek seviye olarak öne çıkıyor. Şirketlerinin büyüme potansiyeline güven duyan liderlerin oranı ise yüzde 75 seviyesinde bulunuyor. Kazanç beklentilerinde de yukarı yönlü bir tablo var. Önümüzdeki üç yıl içinde yüzde 2,5’in üzerinde güçlü bir kazanç artışı bekleyen otomotiv CEO’larının oranı yüzde 66’ya yükselirken, geçen yıl aynı başlıkta yüzde 61 seviyesi görülüyordu.
Sektördeki iyimserliğin arka planında yalnızca finansal beklentiler yer almıyor. Otomotiv dünyası, elektrifikasyon, otonom sürüş teknolojileri, yazılım tanımlı araçlar ve yapay zekâ destekli mobilite çözümleriyle birlikte tarihinin en kapsamlı dönüşüm evrelerinden birinden geçiyor. Değer zincirinin her halkasını etkileyen bu kırılma, üretim süreçlerinden müşteri deneyimine, tedarik stratejilerinden yeni gelir modellerine kadar geniş bir alanı yeniden tanımlıyor.
KPMG Türkiye Denetim ve Güvence Hizmetleri Şirket Ortağı ve Otomotiv Sektör Lideri Hakan Ölekli de değerlendirmesinde tam olarak bu çok katmanlı yapıya işaret ediyor. Ölekli, küresel otomotiv sektörünün elektrifikasyon, otonom sürüş, yazılım tanımlı araçlar ve yapay zekâ destekli mobilite çözümleri ekseninde köklü bir dönüşüm yaşadığını vurgularken, jeopolitik gelişmeler, ticaret politikalarındaki belirsizlikler, enerji ve hammadde maliyetleri ile tedarik zinciri kırılganlıklarının stratejik kararları doğrudan etkilediğini ifade ediyor. Raporda yer alan veriler de liderlerin artık yalnızca bugünü yönetmeye odaklanmadığını, aynı zamanda dönüşümün hızına uyum sağlayacak yeni karar setleri geliştirdiğini gösteriyor.
Operasyonel öncelikler tarafında CEO’ların yüzde 55’i sınıfının en iyisi üretim ve süreçleri, yüzde 49’u ise yeni iş modellerini önümüzdeki üç yılın kârlılık motoru olarak görüyor. Tedarik zinciri dayanıklılığı da güçlü biçimde öne çıkıyor. Katılımcıların yüzde 47’si için bu alan en önemli operasyonel öncelik konumunda yer alıyor. Aynı dönemde yüzde 44’lük bir kesim etkisi yüksek birleşme ve satın alma faaliyetleri bekliyor. Sektör, hem içeride verimlilik hem de dışarıda ölçek ve yetkinlik kazanımı arayışıyla çift yönlü bir strateji izliyor.
Raporda en çarpıcı başlıklardan birini ise yapay zekâ oluşturuyor. Otomotiv CEO’larının yüzde 81’i yapay zekâyı en önemli yatırım önceliği olarak görüyor. Geçen yıl bu oran yüzde 63 seviyesindeydi. Bir yıl içinde yaşanan bu sıçrama, yapay zekânın artık destekleyici teknoloji olmaktan çıkarak doğrudan rekabet avantajı yaratan bir unsur haline geldiğini ortaya koyuyor. Liderlerin yüzde 70’i önümüzdeki bir yıl içinde bütçelerinin yüzde 10 ila yüzde 20’sini yapay zekâya ayırmayı planlıyor.
Yatırımların geri dönüş beklentileri de dikkat çekici. CEO’ların yüzde 64’ü yapay zekâ yatırımlarından 1 ila 3 yıl içinde sonuç almayı öngörürken, yüzde 24’lük kesim bu dönüşün 6 ay ile 1 yıl arasında gerçekleşeceğine inanıyor. Bu tablo, otomotiv sektöründe yapay zekânın uzun vadeli vizyon başlığı olmanın ötesine geçtiğini, daha kısa vadede verimlilik, maliyet optimizasyonu, karar desteği ve müşteri deneyimi alanlarında somut çıktılar üretmesinin beklendiğini gösteriyor.
Ancak dönüşümün en kritik sınavı teknoloji yatırımı kadar insan kaynağında yaşanıyor. Otomotiv CEO’larının yüzde 83’ü yapay zekâ alanındaki yetenek rekabetini, yüzde 80’i ise yapay zekânın iş süreçlerine etkin entegrasyonunu kurumlarının başarısını en fazla etkileyecek başlıklar arasında görüyor. Mevcut beceriler ile hedeflenen yetkinlikler arasındaki farkı kapatmayı en büyük zorluk olarak tanımlayanların oranı yüzde 29 olurken, yüksek ücretler sunan teknoloji şirketleriyle rekabeti önemli engel olarak görenlerin oranı yüzde 27 seviyesinde. Veriler, sektörün teknoloji yatırımı kadar yetenek stratejisi üzerinden de yarıştığını net biçimde ortaya koyuyor.
Liderlik tarafında ise daha karmaşık bir resim dikkat çekiyor. Otomotiv CEO’larının yüzde 66’sı farklı pazarlardaki siyasi ve düzenleyici ayrımları yönetme konusunda hâlâ öğrenme ve adaptasyon sürecinde olduklarını belirtiyor. Yüzde 58’lik kesim, çevresel ve düzenleyici gerekliliklerle uyum içinde inovasyonu desteklemek amacıyla iş birliklerine yöneliyor. CEO’ların yüzde 71’i ise görevlerinin son beş yılda yeni beklentiler ve artan karmaşıklık nedeniyle ciddi ölçüde evrildiğini ifade ediyor. Günümüz liderlik becerileri arasında stratejik öngörü ve senaryo planlama yüzde 33 ile ilk sırada yer alırken, risk yönetimi yüzde 26, düzenleyici süreçleri anlama yüzde 24 ve çeviklik yüzde 23 ile sıralanıyor.
Rapordaki bulgular, otomotiv sektöründe geleceğe dair iyimserliğin yalnızca güven duygusundan ibaret olmadığını gösteriyor. Sektör, üretim, teknoloji, regülasyon, liderlik ve yetenek yönetimi başlıklarını aynı anda ele alan çok katmanlı bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Bu nedenle CEO’ların yüksek büyüme beklentisi, yalnızca piyasa fırsatlarına duyulan inançtan kaynaklanmıyor; aynı zamanda dönüşümün merkezinde yer alma iradesini de yansıtıyor.
Otomotiv sektöründe ortaya çıkan iyimser tablo, yüzeyde büyüme beklentisi gibi görünse de asıl mesaj daha derinde yer alıyor. CEO’lar artık klasik üretim liderliğiyle hareket etmiyor; teknoloji yatırımı, yetenek savaşı, tedarik zinciri dayanıklılığı ve düzenleyici adaptasyonu aynı denklem içinde yönetmeye çalışıyor. Yapay zekâya verilen önemin bir yılda yüzde 63’ten yüzde 81’e çıkması, sektörde rekabetin motor hacmi ya da üretim kapasitesi kadar veri ve algoritma üzerinden de tanımlandığını gösteriyor. Önümüzdeki dönemde kazananlar, yalnızca araç üreten şirketler arasından çıkmayacak; yazılım, yapay zekâ, operasyonel çeviklik ve regülasyon uyumunu birlikte yöneten oyuncular öne yerleşecek.

