Şirketlerde sürdürülebilirlik farkındalığı yükselirken finansal etkiyi ölçme kapasitesi aynı hızda gelişmiyor. KPMG’nin “Sürdürülebilirlikte Değerleme Açığını Kapatmak” raporuna göre yöneticilerin yüzde 72’si sürdürülebilirlik alanında bilgi sahibi olduğunu belirtirken gelişmiş analitik yöntemler kullananların oranı yüzde 19’da kalıyor.
Küresel ölçekte 2 binden fazla üst düzey yönetici ve karar alıcının katılımıyla hazırlanan çalışma, sürdürülebilirlik hedefleri ile finansal planlama arasındaki mesafeyi ortaya koyuyor. Şirketler risk ve fırsatları daha yakından takip ediyor ancak elde edilen veriler yatırım kararlarına, finansal modellere ve değerleme süreçlerine yeterince yansımıyor.
Rapora göre yöneticilerin yüzde 60’ı sürdürülebilirlikle bağlantılı risk ve fırsatları finansal planlama süreçlerinde dikkate alıyor. Katılımcıların yüzde 50’si ise sürdürülebilirliği kurumsal stratejinin ayrılmaz bir parçası olarak tanımlıyor.
Finansal performans, operasyonel kazanımlar ve inovasyon üzerindeki etkinin gelişmiş analizlerle ölçülmesi ise sınırlı kalıyor. Yüzde 19’luk oran, kurumların sürdürülebilirlik kaynaklı riskleri ve potansiyel değer yaratımını sayısal verilere dönüştürmekte zorlandığını gösteriyor.
Düzenlemeler farkındalığı artırıyor
Sürdürülebilirlik düzenlemeleri, şirketlerin stratejik gündeminde belirleyici rol üstleniyor. Avrupa Birliği’nin Yeşil Mutabakat kapsamındaki çalışmaları, sürdürülebilirliği yönetim kurullarının ve yatırım kararlarının merkezine taşıyor.
TCFD, ISSB ve CSRD gibi uluslararası çerçeveler şirketlerin iklim, çevre ve sosyal etkilerle bağlantılı riskleri finansal süreçlere entegre etmesini teşvik ediyor. Standartlar aynı zamanda yatırımcılara şirket performansını daha sistematik biçimde değerlendirebilecekleri bir zemin sunuyor.
Bölgesel sonuçlar Avrupa’daki farkındalığın yüksek olduğunu gösteriyor. İtalya’da yöneticilerin yüzde 64’ü sürdürülebilirliğin şirket stratejisinin temel parçalarından biri olduğunu ifade ediyor. İspanya ve Fransa’da aynı görüşü paylaşan yöneticilerin oranı yüzde 61 seviyesinde bulunuyor.
Şirket değeriyle bağ kurulması gerekiyor
KPMG, sürdürülebilirlik ile şirket değeri arasındaki ilişkinin kurulabilmesi için sistematik bir yol haritası öneriyor. İlk aşamada sektör dinamiklerinin, düzenlemelerin, rakip uygulamalarının ve şirket performansının analiz edilmesi gerekiyor.
Ardından sürdürülebilirlikle bağlantılı unsurların büyüme, rekabet avantajı, operasyonel verimlilik, pazar konumu ve risk profili üzerindeki etkisi belirleniyor. Son aşamada girişimlerin gelir, kârlılık, nakit akışı ve şirket değeri üzerindeki sonuçları finansal modellerle ölçülüyor.
Yaklaşım, sürdürülebilirlik çalışmalarının raporlama sınırlarının ötesine geçerek yatırım kararlarının ve kaynak kullanımının bir parçası haline gelmesini amaçlıyor.
Eylemsizliğin maliyeti yükseliyor
KPMG Türkiye Sürdürülebilirlik Şirket Ortağı Sertuğ Özkan, sürdürülebilirliğin yönetim kurullarında giderek daha fazla yer bulduğunu ancak finansal planlama ve yatırım kararlarına aynı hızla entegre edilemediğini belirtti.
Özkan, sürdürülebilirlikle bağlantılı risk ve fırsatların finansal dile çevrilmesinin kritik önem taşıdığını vurguladı. Sistemik riskler karşısında hareketsiz kalmanın kurumlar açısından daha yüksek maliyetler doğurabileceğine dikkat çekti.
KPMG Türkiye Değerleme ve Modelleme Şirket Ortağı Burak Şahin ise sürdürülebilirlik kaynaklı etkilerin FAVÖK, nakit akışları, iskonto oranları, değerleme çarpanları ve şirket değeri üzerindeki sonuçlarının ayrıntılı biçimde analiz edilmesi gerektiğini ifade etti.
Şahin’e göre ölçüm eksikliği, yatırım kararlarında ve kaynak önceliklendirmesinde ek belirsizlik yaratıyor. Sürdürülebilirlik verilerinin finansal modellere dahil edilmesi, şirketlerin uzun vadeli değer yaratma kapasitesini daha sağlıklı değerlendirmesine katkı sağlıyor.
KPMG’nin araştırması, sürdürülebilirlik alanındaki temel sorunun farkındalık eksikliğinden çok ölçüm kapasitesinde yoğunlaştığını gösteriyor. Şirketlerin büyük bölümü riskleri tanıyor ancak finansal sonuçlara uzanan bağlantıyı kurmakta zorlanıyor.
Finansal teknolojiler, söz konusu açığın kapanmasında önemli bir rol üstlenebilir. Yapay zeka destekli risk modelleme, gerçek zamanlı veri analizi, otomatik raporlama ve senaryo simülasyonları sürdürülebilirlik göstergelerini yatırım kararlarında kullanılabilir hale getirebilir.
Asıl rekabet avantajı, daha fazla veri toplamak yerine doğru veriyi nakit akışı, kârlılık ve şirket değeriyle ilişkilendirebilen kurumlarda oluşacak. Sürdürülebilirliği ölçülebilir bir finansal değişkene dönüştüren şirketler, yatırımcı güveni ve uzun vadeli dayanıklılık açısından daha güçlü bir konuma ulaşabilir.


