Yazı: 12:08 Yatırım

Allianz Trade’den 2026 İflas Raporu Küresel Risk Artıyor Türkiye Ayrışıyor

Allianz Trade 2026 iflas raporuna göre küresel şirket iflasları yüzde 6 artacak. Türkiye’de ise 2026 ve 2027 için daha pozitif görünüm bekleniyor.

Allianz Trade’in 2026 yılı iflas öngörülerini içeren raporuna göre küresel şirket iflaslarının 2026’da yüzde 6 artması bekleniyor. Orta Doğu’daki çatışmanın uzaması halinde risklerin daha da yükselmesi öngörülürken, Türkiye’de 2026 ve 2027 için daha pozitif bir görünüm öne çıkıyor.

Allianz Trade, 2026 yılına ilişkin şirket iflası öngörülerini içeren yeni raporunu yayımladı. Rapora göre küresel şirket iflaslarının 2025’teki yüzde 6’lık artışın ardından 2026 yılında da yüzde 6 yükselmesi bekleniyor. Bu tablo, iflasların küresel ölçekte üst üste beşinci yılda da artış eğilimini koruyacağına işaret ediyor.

Allianz Trade’in tahminlerine göre Orta Doğu’daki çatışmanın 2026-2027 döneminde küresel ölçekte yaklaşık 15.000 ek şirket iflasına yol açması bekleniyor. Kriz öncesi tahminlerle karşılaştırıldığında bu etki, 2026 için yaklaşık 7.000, 2027 için ise yaklaşık 7.900 ek iflas anlamına geliyor.

Raporda 2027 yılında sınırlı bir düşüş beklentisi yer alsa da iflasların yüksek seviyelerde dengelenmesi öngörülüyor. Çatışmanın uzaması halinde ise 2026’da yüzde 10, 2027’de yüzde 3 artış senaryosu gündeme gelebilir.

Orta Doğu’daki kriz tahsilat riskini büyütüyor

Allianz Trade raporuna göre Orta Doğu’daki kriz, enerji piyasaları, taşımacılık maliyetleri ve küresel tedarik zincirleri üzerinde oynaklığı artırıyor. Bu gelişmeler, doğrudan maliyet etkilerinin yanı sıra enflasyonun hızlanması, finansal koşulların sıkılaşması ve iş dünyası güveninin zayıflaması gibi ikinci tur etkiler yaratıyor.

Allianz Trade CEO’su Aylin Somersan Coqui, bu tablonun tarım-gıda, üretim, sağlık ve teknoloji dahil olmak üzere küresel değer zincirlerinde maliyetleri artırdığını belirtti. Coqui, ulaşım, kimya ve metal gibi enerji yoğun sektörlerin de baskı altında kaldığını vurguladı.

Coqui’ye göre zayıf talep, artan girdi maliyetleri ve sıkılaşan finansal koşullar; fiyatlama gücü sınırlı, kâr marjı düşük, borçluluğu yüksek veya işletme sermayesi ihtiyacı yapısal olarak yüksek şirketler üzerinde daha güçlü baskı yaratıyor.

Türkiye’de 2026 ve 2027 için daha pozitif görünüm

Küresel ölçekte iflas riskleri artarken Türkiye için daha olumlu bir tablo öne çıkıyor. Allianz Trade Türkiye CEO’su Ömer Gürcan Köseoğlu, Türkiye’de uygulanan makro ekonomik programın pozitif etkilerinin görülmeye başladığını belirterek 2026 yılında iflaslardaki artışın azalmasını beklediklerini söyledi.

Köseoğlu, 2027 yılında küresel ekonomide değişen olumlu şartlarla birlikte Türkiye’de iflasların yavaşlamaya devam edeceğini ve yüzde 9 düşüş beklendiğini ifade etti. Bu görünüm, Türkiye’nin küresel iflas trendinden kısmen ayrışabileceğine işaret ediyor.

Raporda Hürmüz Boğazı’nın uzun süre kapalı kalması halinde küresel petrol ve gaz arzında kalıcı aksaklıklar yaşanabileceği de vurgulanıyor. Gübre ve helyum gibi emtialarda oluşabilecek arz sıkıntıları, enflasyon ve büyüme üzerindeki baskıyı artırabilir. Bu tablo, şirketlerin tahsilat, finansman ve operasyonel planlama süreçlerinde daha temkinli hareket etmesini gerektiriyor.

Allianz Trade İflas Araştırmaları Baş Analisti Maxime Lemerle, geniş çaplı ve kalıcı bir tırmanış senaryosunda küresel iflasların 2026’da yüzde 10, 2027’de yüzde 3 artabileceğini belirtti. Lemerle’ye göre bu senaryo 2026-2027 döneminde ABD’de yaklaşık 4.100, Batı Avrupa’da ise yaklaşık 10.500 ek iflas anlamına geliyor.

Raporda istihdam üzerindeki risk de dikkat çekiyor. Allianz Trade, 2026’da küresel şirket iflaslarında yüzde 6 artış senaryosuna göre doğrudan risk altında olan istihdamın 2,2 milyon kişiye ulaşacağını tahmin ediyor. İnşaat, perakende ve hizmet sektörleri en fazla risk altındaki alanlar olarak öne çıkıyor. Avrupa’da 1,3 milyon, Batı Avrupa’da yaklaşık 960 bin ve Kuzey Amerika’da yaklaşık 460 bin kişinin doğrudan risk altında kalabileceği öngörülüyor.

Allianz Trade’in raporu, 2026’da şirketler açısından asıl riskin yalnızca iflas sayılarındaki artıştan kaynaklanmadığını; tahsilat, işletme sermayesi ve tedarik zinciri yönetiminin aynı anda baskı altına girdiğini gösteriyor. Bu tablo, finansal teknolojiler ve dijital bankacılık açısından da önemli sonuçlar doğuruyor. Kredi skorlama, ticari alacak sigortası, nakit akışı analitiği, erken uyarı sistemleri ve KOBİ finansman çözümleri önümüzdeki dönemde daha kritik hale gelecek. Türkiye’de görünümün daha pozitif seyretmesi önemli bir avantaj yaratsa da küresel tedarik zincirlerine bağlı çalışan şirketler için tahsilat riski yönetimi, finansal dayanıklılığın ana başlıklarından biri olmayı sürdürecek.

Kapat