Birleşik Krallık merkezli dijital banka Starling Group, Yeni Zelanda’nın üye sahipli bankası SBS Bank ile 10 yıllık stratejik bir yazılım anlaşması imzaladı. Bu ortaklık, Starling’in kendi geliştirdiği Engine by Starling platformunun Yeni Zelanda pazarına girişini ve ülkenin bankacılık altyapısında dönüşüm fırsatını temsil ediyor.
Bu anlaşma Starling’in yalnıza ülke içi perakende bankacılık alanında değil, aynı zamanda küresel çapta bankacılık altyapısı yazılımı lisanslama işinde de büyüdüğünü gösteriyor. SBS Bank, mevcut sistemini Starling’in cloud-native SaaS platformu Engine ile yenileyerek, dijital müşteri deneyimini, işlem güvenliğini ve altyapı ölçeklenebilirliğini güçlendirmeyi hedefliyor.
Engine ile Teknolojik Dönüşüm
SBS Bank, bu yeni platformu kullanarak:
-
Dijital müşteri açılış süreçlerini geliştirecek,
-
Kullanıcılara gerçek zamanlı kart kontrolü ve harcama içgörüsü sunacak,
-
Güçlendirilmiş sahtekârlık önleme ve modern bankacılık destek araçları elde edecek.
Starling adına, Engine platformu hâlihazırda Romanya’daki Salt Bank ve Avustralya’daki AMP Bank GO gibi uluslararası müşteriler tarafından kullanılıyor. SBS Bank ile yapılan anlaşma bu ürünün Asya-Pasifik bölgesindeki dördüncü pazarı temsil ediyor ve Starling’in teknoloji ihracat stratejisinin bir parçası olarak ileriye dönük gelirlerini çeşitlendirmesine katkı sağlıyor.
Mutual Bank Modeline Uygun Modernizasyon
SBS Bank, 1869’da kurulan ve üye sahipli bir modelle faaliyet gösteren köklü bir mali kurum olarak biliniyor. Bu ortaklık, bankanın geleneksel müşteri odaklı yaklaşımını modern dijital altyapıyla birleştirme fırsatı veriyor. Dolayısıyla üyelerine daha kullanıcı dostu, güvenli ve ölçeklenebilir bankacılık deneyimi sunmayı hedefliyor.
Bankacılık teknolojileri alanında pek çok kuruluş hâlihazırda SaaS tabanlı altyapılara yönelirken, Starling’in Engine platformuyla SBS Bank gibi geleneksel bir mutual bankayı kazanması, yeni nesil bankacılık teknolojisinin sadece yeni dijital bankalar için değil, klasik bankacılık kurumları için de geçerli olduğunu gösteriyor. Bu tür anlaşmalar, bankaların dijital hizmetlerini daha hızlı geliştirmesine, daha düşük maliyetle yenilikçi ürünler sunmasına ve müşteri deneyimini ciddi biçimde iyileştirmesine olanak tanıyor. Ancak uzun vadede başarının anahtarı, bu tür teknolojik dönüşümlerin sahadaki kullanıcı adaptasyonu ve operasyonel entegrasyon başarısıyla ölçülecek.


