Aon, 2025 yıl sonu finansal sonuçlarını açıklayarak küresel ölçekte sürdürdüğü büyüme stratejisinin güçlü çıktılar verdiğini ortaya koydu. Analitik verilerle desteklenen Risk Sermayesi ve İnsan Sermayesi çözümleriyle 120’den fazla ülkede faaliyet gösteren şirket, hem yılın son çeyreğinde hem de yıl genelinde gelir artışını korudu.
Şirketin 2025 yılının dördüncü çeyreğinde toplam geliri, önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 4 artarak 4,3 milyar dolara ulaştı. Söz konusu artışta yüzde 5 oranındaki organik büyüme belirleyici olurken, döviz kurlarının yüzde 2 seviyesindeki olumlu etkisi sonuçları destekledi. Yeni iş kazanımları ve mevcut müşterilerle derinleşen ilişkiler, çeyrek performansının temel itici unsurları arasında yer aldı.
Yıl geneline bakıldığında Aon’un toplam geliri, 2024’e kıyasla yüzde 9 artış göstererek 17,2 milyar dolara yükseldi. Bu artışta yüzde 6’lık organik gelir büyümesi öne çıkarken, satın almalar yüzde 2 oranında katkı sağladı. Döviz kurlarındaki yüzde 1’lik pozitif etki de toplam tabloyu güçlendirdi. Segment bazında incelendiğinde, Risk Sermayesi gelirleri yüzde 7 artışla 2,7 milyar dolara ulaşırken, İnsan Sermayesi gelirleri 1,6 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.
Aon Türkiye CFO’su Canan Ödemiş, açıklamasında 2025 sonuçlarının şirketin uzun vadeli stratejisinin sahadaki yansıması olduğunu vurguladı. Ödemiş, müşteri odaklı büyüme yaklaşımı, analitik güce dayalı karar alma yapısı ve operasyonel yetkinliklerin finansal performansı desteklediğini ifade etti. Teknolojik altyapıya yapılan yatırımlarla üç yıllık büyüme stratejisinin son yılına güçlü bir başlangıç yapıldığını belirten Ödemiş, Türkiye pazarında da 30 yıllık yerleşik deneyimle 2026 yılında çift haneli büyümenin sürdürülmesinin hedeflendiğini aktardı.
Aon’un 2025 finansal sonuçları, küresel danışmanlık ve risk yönetimi pazarında analitik temelli iş modellerinin giderek daha belirleyici hale geldiğini gösteriyor. Organik büyümenin toplam gelir artışındaki ağırlığı, şirketin yalnızca ölçek büyütmeye odaklanmadığını; mevcut müşteri ilişkilerini derinleştiren, veriyle desteklenen çözümler ürettiğini ortaya koyuyor. Risk Sermayesi tarafındaki ivme, artan jeopolitik belirsizlikler ve kurumsal risk yönetimi ihtiyacının küresel ölçekte kalıcı bir talep yarattığına işaret ediyor. Türkiye özelinde dile getirilen teknoloji yatırımları ve çift haneli büyüme beklentisi ise yerel pazarda danışmanlık hizmetlerinin daha stratejik bir konuma taşındığını gösteren önemli bir sinyal olarak okunabilir.


