UN Global Compact Türkiye tarafından Sabancı Üniversitesi Kurumsal Yönetim Forumu iş birliğiyle hazırlanan UN Global Compact Türkiye 2025 İlerleme Bildirimi Analizi’nin bulguları, “Belém’den Antalya’ya: Verilerle İş Dünyasının Sürdürülebilirlik Yolculuğu” etkinliğinde paylaşıldı. Türkiye’den 250 şirketin de aralarında bulunduğu 153 ülkeden 11.435 şirketin sürdürülebilirlik verisine dayanan analiz, Türkiye iş dünyasının sürdürülebilirlik performansını dünya ve Avrupa ortalamalarıyla karşılaştırmalı olarak ele aldı.
UN Global Compact Türkiye, Türkiye iş dünyasının sürdürülebilirlik alanındaki ilerlemesini veri temelli olarak ortaya koyan kapsamlı bir çalışmaya imza attı. Sabancı Üniversitesi Kurumsal Yönetim Forumu iş birliğiyle hazırlanan UN Global Compact Türkiye 2025 İlerleme Bildirimi Analizi’nin bulguları, 17 Haziran’da Hilton İstanbul Bosphorus’ta düzenlenen “Belém’den Antalya’ya: Verilerle İş Dünyasının Sürdürülebilirlik Yolculuğu” etkinliğinde paylaşıldı.
İş dünyası, kamu, akademi, sivil toplum ve Birleşmiş Milletler temsilcilerini bir araya getiren etkinlikte, Türkiye’de sürdürülebilirlik verisi alanında ilk olma niteliği taşıyan analiz kapsamlı biçimde değerlendirildi. Çalışma; dünya, Avrupa ve Türkiye ortalamalarının yanı sıra Türkiye’deki büyük şirketler ile KOBİ’lerin sürdürülebilirlik performanslarına ilişkin karşılaştırmalı bir görünüm sundu.
Türkiye iş dünyasında sürdürülebilirlik stratejik yönetim alanına dönüşüyor
Etkinliğin açılış konuşmasını yapan UN Global Compact Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Güliz Öztürk, sürdürülebilirliğin şirketler açısından artık isteğe bağlı bir sosyal sorumluluk faaliyeti olarak ele alınmadığını, stratejik bir risk ve fırsat yönetimi alanına dönüştüğünü vurguladı.
Öztürk, yönetişimden çevreye, insan haklarından yolsuzlukla mücadeleye kadar birçok göstergede Türkiye iş dünyasının küresel ve Avrupa ortalamalarına yaklaştığını, bazı alanlarda ise öne çıkan bir performans sergilediğini belirtti.
Raporda ortaya çıkan bulguların Türkiye iş dünyasında önemli bir gelişim ivmesine işaret ettiğini söyleyen Öztürk, önümüzdeki dönemde uygulama derinliği ve değer zinciri genelinde hesap verebilirlik başlıklarının daha kritik hale geleceğini ifade etti.
Politika sahipliği güçlü, uygulama derinliği gelişim alanı
Analizin öne çıkan sonuçlarından biri, Türkiye’deki şirketlerin sürdürülebilirlik politikaları ve taahhütleri konusunda güçlü bir zemine sahip olması. Ancak veriler, bu politikaların operasyonel süreçlere ve değer zincirlerine ne ölçüde yansıtıldığı noktasında gelişim fırsatları bulunduğunu gösteriyor.
Bu tablo, şirketlerin sürdürülebilirlik hedeflerini yalnızca kurumsal politika düzeyinde sahiplenmesinin yeterli olmadığını ortaya koyuyor. Başarıyı belirleyecek ana unsur; çevre, insan hakları, çalışma standartları, yolsuzlukla mücadele ve yönetişim başlıklarında oluşturulan yapıların tedarik zincirinden yatırım kararlarına, risk yönetiminden performans göstergelerine kadar günlük iş süreçlerine ne kadar entegre edildiği olacak.
Sürdürülebilirlik performansının ölçülebilir hedeflerle desteklenmesi, yıllık ilerleme göstergelerinin kamuya açık biçimde paylaşılması ve bağımsız doğrulama mekanizmalarının güçlendirilmesi, şirketlerin hesap verebilirlik kültürünü ileri taşıyacak başlıklar arasında öne çıkıyor.
KOBİ’lerin dönüşüm isteği potansiyel yaratıyor
Raporda KOBİ’lerin sürdürülebilirlik dönüşümündeki rolüne özel olarak dikkat çekildi. Türkiye ekonomisinin omurgasını oluşturan KOBİ’ler; veri olgunluğu, bütçe, uzman insan kaynağı ve raporlama altyapısı gibi alanlarda yapısal zorluklarla karşı karşıya bulunuyor.
Buna karşın KOBİ’lerin dönüşüme yönelik isteği ve uyum hazırlıkları, gelecek dönem için önemli bir potansiyel sunuyor. Bu potansiyelin somut etkiye dönüşmesi, büyük şirketlerin değer zincirindeki işletmeleri desteklemesine bağlı olacak.
Sürdürülebilir satın alma kriterleri, tedarikçi davranış kuralları, risk bazlı ön değerlendirme süreçleri, eğitim programları ve kapasite geliştirme mekanizmaları bu noktada kritik rol oynayacak. Büyük şirketlerin değer zincirindeki KOBİ’lere yalnızca uyum beklentisiyle yaklaşması yeterli sonuç üretmez. Finansal destek, teknik rehberlik, ortak öğrenme ve veri kapasitesini geliştiren araçlar dönüşümün hızını belirleyecek.
COP31’e giden yolda özel sektörün rolü güçleniyor
Etkinlikte COP31’e giden süreçte iş dünyasının iklim eylemindeki rolü de gündeme taşındı. Güliz Öztürk, COP31’e yalnızca birkaç ay kaldığını hatırlatarak özel sektörün üretim kararları, yatırım tercihleri, teknoloji geliştirme kapasitesi ve tedarik zincirleri üzerindeki etkisiyle dönüşümün merkezinde yer aldığını belirtti.
UN Global Compact CEO’su Sanda Ojiambo da video mesajında, Türkiye’deki şirketlerin insan hakları, adil çalışma standartları, iklim eylemi ve yolsuzlukla mücadele alanlarında kaydettiği ilerlemeye dikkat çekti. Ojiambo, verilerin stratejilere yön vermek, dayanıklılığı güçlendirmek ve uygulamayı hızlandırmak için kullanılması gerektiğini vurguladı.
UN Global Compact Avustralya Genel Sekreteri Kate Dundas ise COP31’in Türkiye ve Avustralya arasında iş dünyasını, hükümetleri ve sivil toplumu ortak hedefler etrafında buluşturacak güçlü bir iş birliği zemini sunduğunu ifade etti. Dundas, şirketlerin tek başlarına hareket etmek yerine COP taahhütlerinin hayata geçirilmesini destekleyen güvenilir bir ağın parçası olarak birlikte ilerlemesi gerektiğini belirtti.
Raporun bulguları panellerde ele alındı
Etkinlikte raporun bulguları Sabancı Üniversitesi Kurumsal Yönetim Forumu Direktörü Ozan Duygulu tarafından paylaşıldı. Ardından düzenlenen oturumlarda, şirketlerin sürdürülebilirlik stratejileri, düzenleyici uyum süreçleri, rekabet avantajı yaratma alanları ve COP31’e giden süreçte iklim yol haritası değerlendirildi.
HBR Türkiye Yazı İşleri Müdürü Beliz Kudat’ın moderatörlüğündeki ilk oturuma TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Yeşil Dönüşüm Komisyonu Başkanı Onur Ünlü, İklim Değişikliği Başkanlığı İklim Finansmanı ve Teşvikler Dairesi Başkanı Mürsel Akbulut, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu Başkanlık Müşaviri Sevgi Kılıç Er ve UN Global Compact Türkiye Genel Sekreteri Melda Çele katıldı.
Günün ikinci oturumunda ise CNBC-e’den gazeteci ve televizyon sunucusu Şafak Tükle moderatörlüğünde Anadolu Efes CEO’su Onur Altürk, Zurich Sigorta Grubu Türkiye CEO’su Yılmaz Yıldız, Borusan Holding İnsan, İletişim ve Sürdürülebilirlik Grup Başkanı Nursel Ölmez Ateş ile Vanelli Tekstil Strateji Direktörü ve Yönetim Kurulu Üyesi Sadi Cem Türkün, iş dünyasının iklim yol haritasını değerlendirdi.
Sekiz öncelikli eylem alanı belirlendi
UN Global Compact Türkiye 2025 İlerleme Bildirimi Analizi, Türkiye iş dünyasının sürdürülebilirlik performansını daha ileri taşımak için sekiz öncelikli eylem alanı öneriyor.
İlk başlık, ölçülebilir hedefler ve yıllık ilerleme göstergeleri belirlenmesi. Şirketlerin politika ve taahhütlerini zamana bağlı, sorumluları tanımlanmış ve performans göstergeleriyle ilişkilendirilmiş biçimde kurgulaması bekleniyor.
İkinci başlık, sürdürülebilirlik yönetişiminin operasyonel karar alma süreçlerine derinleştirilmesi. Sürdürülebilirlik performansının iş stratejisi, yatırım kararları, risk yönetimi, tedarikçi seçim kriterleri, insan kaynakları ve ücretlendirme sistemleriyle ilişkilendirilmesi gerekiyor.
Üçüncü başlık, değer zinciri yaklaşımının güçlendirilmesi. İnsan hakları, çalışma standartları, çevre ve yolsuzlukla mücadele başlıklarında tedarikçi davranış kuralları, risk bazlı ön değerlendirme süreçleri, sürdürülebilir satın alma kriterleri ve izleme-denetim mekanizmalarının yaygınlaştırılması öneriliyor.
Dördüncü başlık, insan hakları ve çalışma standartlarında durum tespiti süreçlerinin kurumsallaştırılması. Çocuk işçiliği, zorla çalıştırma, örgütlenme özgürlüğü, cinsiyet eşitliği, ayrımcılıkla mücadele ve iş sağlığı güvenliği gibi alanlarda riskleri proaktif biçimde tespit eden ve telafi eden mekanizmaların kurulması gerekiyor.
Beşinci başlık, çevre alanında taahhütlerden sistematik uygulamaya geçilmesi. Enerji, atık, iklim ve su alanlarında bilim temelli hedefler, net sıfır geçiş planları, fiziksel iklim riski analizleri, su stresi değerlendirmeleri, biyoçeşitlilik etkilerinin ölçülmesi ve döngüsel ekonomi uygulamaları öne çıkıyor.
Altıncı başlık, iklim eyleminden dayanıklı dönüşüme geçilmesi. İklim eyleminin yalnızca emisyon azaltımıyla sınırlı ele alınmaması; uyum, dayanıklılık, doğa ve değer zinciri dönüşümüyle birlikte yönetilmesi gerektiği vurgulanıyor.
Yedinci başlık, yolsuzlukla mücadelede iç mekanizmaların dış denetimle desteklenmesi. İş etiğinin yalnızca şirket içi uyum konusu olarak görülmemesi, adil rekabet ve sürdürülebilir değer zincirleri için kolektif bir sorumluluk alanı olarak ele alınması öneriliyor.
Sekizinci başlık ise veri kalitesi, doğrulama ve şeffaflığın güçlendirilmesi. Veri toplama altyapılarının geliştirilmesi, ölçülen verilerin tutarlı biçimde raporlanması ve mümkün olan alanlarda bağımsız doğrulama süreçlerinin devreye alınması sürdürülebilirlik performansının güvenilirliği açısından kritik önem taşıyor.
Sürdürülebilir finansmana erişimde veri kalitesi belirleyici olacak
Analizin en önemli mesajlarından biri, verinin sürdürülebilirlik yolculuğunda artık destekleyici bir unsur olmaktan çıkıp finansmana erişimin ön koşullarından biri haline gelmesi. Toplumsal cinsiyete dayalı ücret farkı, iş kazaları, değer zinciri insan hakları riskleri, su ve biyoçeşitlilik göstergeleri, sera gazı emisyonları gibi alanlarda veri eksikliklerinin giderilmesi, şirketlerin hesap verebilirliğini artıracak.
Bu başlık, özellikle sürdürülebilir finansman, yeşil dönüşüm kredileri, uluslararası fon kaynakları ve tedarik zinciri uyumu açısından kritik hale geliyor. Finans kuruluşları ve yatırımcılar, şirketlerin yalnızca taahhütlerine bakmıyor; bu taahhütlerin ölçülebilir, doğrulanabilir ve karşılaştırılabilir verilere dayanmasını bekliyor.
Türkiye iş dünyası açısından önümüzdeki dönemin rekabet gücü, sürdürülebilirlik taahhütlerinin operasyonel gerçeklikle ne kadar uyumlu olduğunu gösterebilme kapasitesiyle şekillenecek.
UN Global Compact Türkiye 2025 İlerleme Bildirimi Analizi, Türkiye iş dünyasının sürdürülebilirlikte artık niyet beyanı aşamasından veri ve uygulama aşamasına geçmesi gerektiğini net biçimde gösteriyor. Şirketlerin politika sahipliği tarafında güçlenmesi önemli; ancak yeni dönemin belirleyici ölçütü bu politikaların tedarik zincirine, yatırım kararlarına, risk yönetimine, insan kaynaklarına ve finansmana erişim süreçlerine ne kadar yansıdığı olacak. Özellikle veri kalitesi ve bağımsız doğrulama başlığı finans sektörü açısından kritik. Bankalar ve yatırımcılar için sürdürülebilir finansman kararlarında artık rapor dili kadar ölçülebilir performans, izlenebilir veri ve değer zinciri etkisi önem taşıyor. KOBİ’lerin dönüşüm isteği güçlü bir potansiyel yaratıyor; fakat bu potansiyelin hayata geçmesi için büyük şirketlerin tedarikçi ekosistemlerini kapasite, finansman ve bilgiyle desteklemesi gerekecek. COP31’e giden süreçte Türkiye iş dünyasının önündeki ana sınav, sürdürülebilirliği kurumsal iletişim başlığından çıkarıp operasyonel dayanıklılık, rekabet gücü ve finansmana erişim stratejisinin merkezine yerleştirmek olacak.


