Türkiye bankacılık sektörü, 2026’ya yaklaşırken daha temkinli, daha seçici ve daha dengeli bir finansal mimariyle ilerliyor. Turkuvaz Medya tarafından düzenlenen 5. Finansın Geleceği Zirvesi ve 13. Para Sohbetleri Zirvesi kapsamında gerçekleştirilen “Bankacılığın Geleceği” oturumunda, sektörün önümüzdeki döneme dair yol haritası üst düzey yöneticilerin değerlendirmeleriyle ele alındı.
Türkiye Bankalar Birliği Başkanı Alpaslan Çakar moderatörlüğünde gerçekleşen oturuma, Halkbank Genel Müdürü Osman Arslan, Akbank Genel Müdürü Kaan Gür, QNB Türkiye Genel Müdürü Ömür Tan ve DenizBank Genel Müdürü Recep Baştuğ katıldı. Oturumda yapılandırılmış kredi oranları, konkordato süreçlerinin görünümü, TL mevduatın sistemde kalıcılığı ve yabancı yatırımcı algısı öne çıkan başlıklar arasında yer aldı.
Makro çerçeve netleşiyor, öngörülebilirlik artıyor
Açılış konuşmasında küresel ekonomideki belirsizliklere dikkat çeken Alpaslan Çakar, 2025’in jeopolitik risklerin yoğunlaştığı, finansal oynaklığın arttığı bir yıl olduğunu hatırlattı. Buna karşın Orta Vadeli Program’ın Türkiye ekonomisi için net bir yön çizdiğini vurgulayan Çakar, dezenflasyon süreci, mali disiplin ve cari denge hedeflerinin bankacılık sektörü açısından daha öngörülebilir bir zemin oluşturduğunu ifade etti.
Merkez Bankası rezervlerindeki güçlenme, CDS primlerindeki gerileme ve kredi notu görünümündeki iyileşme, uluslararası yatırımcıların Türkiye’ye bakışında belirgin bir toparlanmaya işaret ediyor. Banka yöneticilerine göre, söz konusu iyileşme 2026’ya doğru sektörün risk iştahını kontrollü biçimde artırabilecek bir alan yaratıyor.
TL mevduat ve kredi risk yönetimi merkezde
Halkbank Genel Müdürü Osman Arslan, 2026’nın bankacılık sektörü açısından kredi riskinin yönetildiği ve kaynakların daha seçici biçimde yönlendirildiği bir yıl olacağını belirtti. TL mevduatın sistemde kalıcılığını artırmaya yönelik politikaların finansal istikrar açısından kritik olduğunu vurgulayan Arslan, selektif kredi yaklaşımının üretim, yatırım ve ihracat odaklı alanlarda devam edeceğini söyledi.
Akbank Genel Müdürü Kaan Gür ise sektörün temel gündem maddesinin sürdürülebilir karlılık olduğunu ifade etti. Faiz patikasındaki netleşmenin ve politika setindeki normalleşmenin, 2026 itibarıyla bankacılık sektöründe daha dengeli bir gelir yapısına geçişi destekleyeceğini dile getirdi.
Sorunlu kredi görünümü ve konkordato başlıkları
QNB Türkiye Genel Müdürü Ömür Tan, sorunlu kredi oranlarında sınırlı bir artış yaşandığını ancak bu tablonun tarihsel ve uluslararası karşılaştırmalarda yönetilebilir seviyede bulunduğunu aktardı. Konkordato süreçlerinin kamuoyunda geniş yer bulmasına karşın, ekonomik sistem üzerindeki etkisinin sınırlı kaldığını belirten Tan, yapılandırma mekanizmalarının reel sektöre önemli bir nefes alanı sağladığını ifade etti.
Yabancı yatırımcı perspektifi güçleniyor
DenizBank Genel Müdürü Recep Baştuğ ise Türkiye bankacılık sektörünün insan kaynağı, regülasyon kalitesi ve operasyonel disiplin açısından küresel ölçekte güçlü bir konumda yer aldığını vurguladı. Enflasyon muhasebesinin ilerleyen dönemde etkisini kaybetmesiyle birlikte yabancı yatırımcıların Türkiye’deki gerçek gelir potansiyelini daha net görebileceğini belirten Baştuğ, 2027 sonrasında Türkiye’nin bankacılık yatırımları açısından yeni bir ölçek dönemine gireceğini ifade etti.
2026’ya doğru bankacılık sektöründen gelen ortak mesaj, büyümenin hızından çok dayanıklılığın ve öngörülebilirliğin önem kazandığı bir döneme girildiğini gösteriyor. Yapılandırılmış krediler, TL mevduatın kalıcılığı ve risk yönetimi, kısa vadeli karlılıktan daha stratejik başlıklar haline gelmiş durumda. Yabancı yatırımcı güvenindeki toparlanma ise yalnızca finansal göstergelerle sınırlı kalmıyor; regülasyon kalitesi, insan kaynağı ve kurumsal disiplin gibi unsurların birlikte değerlendirilmesiyle şekilleniyor. Bankacılık sektörü, 2026’yı bir sıçrama yılı olarak konumlandırmaktan çok, uzun vadeli dengeyi sağlamlaştırma dönemi olarak ele alıyor.

