İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen geniş çaplı soruşturma kapsamında, Q Yatırım Bankası (Q Bank) yönetimine yönelik yeni bir operasyon düzenlendi. İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube ekipleri tarafından gerçekleştirilen baskında, bankacılık mevzuatına aykırı şekilde tefecilik faaliyetleri yürüttüğü tespit edilen dört üst düzey yönetici gözaltına alındı. Söz konusu gelişme, finans dünyasında büyük yankı uyandırırken, yasal düzenlemelerin etrafından dolaşan yasadışı finansman yöntemlerinin barındırdığı operasyonel riskleri bir kez daha gündeme taşıdı.
Erken Kapama İşlemlerinde Fahiş Komisyon Talebi Şaşkınlık Yarattı
Yürütülen detaylı incelemeler sonucunda, kurumun müşterilerine kullandırdığı kredilerde Merkez Bankası’nın belirlediği standartların çok üzerinde, yüksek oranlı faiz ve komisyon uyguladığı ortaya çıkarıldı. Kredi kullanan şahıs ve şirketlerden, özellikle erken kapama işlemleri sırasında fahiş oranlarda ek ücretler talep edilerek büyük çaplı haksız kazanç sağlandığı saptandı. Bahsi geçen usulsüzlükler, geleneksel bankacılık etik kurallarının tamamen ihlal edildiği bir yapıya işaret ediyor. Finansal teknolojilerin ve şeffaf veri mimarilerinin ekosistemi güçlendirdiği bir dönemde böylesine karanlık operasyonların varlığını sürdürmeye çalışması, regülasyon teknolojilerinin (RegTech) önemini tartışmasız biçimde kanıtlıyor.
Soruşturmanın İkinci Dalgası Aklama İddialarını Derinleştiriyor
İlgili süreç, kuruma yönelik gerçekleştirilen ilk yasal müdahale sayılmaz. Geçtiğimiz ocak ayında da kurum hakkında benzer iddialarla düğmeye basılmış, mali zorluk yaşayan şirketlere yasal sınırları aşan faiz oranlarıyla borç para verilerek tefecilik yapıldığı öne sürülmüştü. Bahsedilen ilk dalga operasyonda beş şüpheli tutuklanarak cezaevine gönderilmiş, dört şüpheli adli kontrol şartıyla serbest kalmıştı. Nisan ayının son günlerinde gerçekleştirilen ikinci dalga müdahale, emniyet birimlerinin yasadışı finansman ağını tamamen çökertme kararlılığını teyit ediyor.
Fintek sektörü ve inovatif bankacılık perspektifinden değerlendirdiğimizde, şeffaflıktan uzaklaşan ve regülatif arbitraj yaratmaya çalışan kurumların, pazarın genel güvenilirliğine ağır hasarlar verdiğini net biçimde görüyoruz. Düzenleyici otoritelerin denetim mekanizmalarını veri analitiğiyle harmanlayarak anlık takip sağladığı yeni dönemde, şeffaf ve hesap verebilir yönetişim modellerini benimseyen finansal kuruluşların önümüzdeki süreçte sektörü bütünüyle domine edeceğini şimdiden öngörebiliriz.

