Visit Sponsor

Yazı: 11:08 Insurtech

İklim Hasarlarında Dolu Alarmı

Allianz Commercial verileri, dolu ve şiddetli fırtınaların sigorta sektöründe rekor hasarlara yol açtığını ortaya koyuyor. Türkiye’de 2025 yılında 1.011 ekstrem hava olayı kaydedildi.

İklim kaynaklı hasarların yapısı hızla değişirken, dolu ve şiddetli fırtınalar sigorta sektörünün en maliyetli başlıkları arasında daha görünür hale geliyor. Allianz Commercial analizleri, şiddetli konvektif fırtınaların küresel ölçekte milyarlarca dolarlık sigortalı kayba yol açtığını ortaya koyarken, Türkiye’de de 2025 yılında kayda geçen ekstrem meteorolojik olay sayısı dikkat çekici seviyelere ulaştı.

Şirketin paylaştığı değerlendirmeye göre, şiddetli konvektif fırtınalar çok kısa sürede ortaya çıkabiliyor ve yerel ölçekte ağır hasarlar yaratabiliyor. Uçaklar, binalar, üretim tesisleri ve güneş panelleri gibi yüksek değerli varlıklar, dolu kaynaklı kayıpların en maliyetli kalemleri arasında yer alıyor. Ani sel ve taşkın gibi ikincil etkiler de toplam hasar yükünü daha da büyütüyor.

Küresel tabloda geçtiğimiz yıl sigortalı doğal afet hasarlarının yaklaşık yarısının bu tür olaylardan kaynaklandığı, toplam tutarın 60 milyar ABD dolarını aştığı belirtiliyor. 2023-2025 döneminde ise toplam hasarın 200 milyar doların üzerine çıktığı aktarılıyor. ABD, sigortalı kayıpların büyük bölümünü oluşturan ana bölge olmayı sürdürürken, dolu fırtınaları toplam kayıpların önemli bölümünü tek başına sırtlıyor.

Artan hasar yükünün arkasında yalnızca hava olaylarının şiddeti yer almıyor. Nüfus artışı, riskli bölgelerdeki yapılaşma, hızlı kentleşme, eskiyen altyapılar ve güncel risklere uyum sağlamayan yapı standartları da kayıpları büyüten unsurlar arasında bulunuyor. Özellikle yoğun nüfuslu alanlarda yaşanan kısa süreli ancak etkisi yüksek fırtınalar, sigorta tarafında daha sık ve daha yüksek tutarlı talepleri beraberinde getiriyor.

Dolu kaynaklı hasarların kapsamı da genişliyor. Geçmişte daha çok çatı, araç ve standart mülk hasarlarıyla anılan olaylar, artık uçak filoları ve yenilenebilir enerji yatırımları gibi daha yüksek değerli varlıkları da etkiliyor. Bu değişim, sigorta sektöründe risk hesaplarının ve koruma modellerinin yeniden ele alınmasını zorunlu kılıyor. Yeniden inşa ve onarım maliyetlerindeki yükseliş de tabloyu ağırlaştırıyor. İş gücü ve malzeme tarafındaki baskılar, hasar sonrası toparlanma maliyetlerini belirgin biçimde artırıyor.

Türkiye verileri de benzer bir eğilime işaret ediyor. Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre 2025 yılında Türkiye genelinde 1.011 ekstrem meteorolojik olay yaşandı. Söz konusu olayların yaklaşık 273’ünü fırtına, 172’sini ise dolu oluşturdu. Bu tablo, ani gelişen ve yerel ölçekte etkili olan hava olaylarının Türkiye’de de daha sık karşılaşılan bir risk başlığına dönüştüğünü gösteriyor.

Allianz Türkiye Elementer Ticari Sigortalar Genel Müdür Yardımcısı Öktem Örkün, son yıllarda hem dünyada hem Türkiye’de dolu, fırtına ve ani hava olaylarının sıklığı ile şiddetinde belirgin artış gözlemlediklerini belirtti. Örkün, işletmeler açısından riskin doğasının değiştiğini, dayanıklılığın artık temel bir gereklilik haline geldiğini vurguladı. Şirketlerin bu tür yüksek etkili ve öngörülmesi güç olaylara tam hazırlık sağlamasının kolay olmadığını belirten Örkün, kritik başlığın riskleri doğru analiz etmek, farkındalığı artırmak ve farklı senaryolara karşı çevik müdahale planları oluşturmak olduğunu ifade etti.

Şirket, sigortacılığı hasar sonrasında devreye giren finansal korumanın ötesinde, risk gerçekleşmeden önce başlayan bütünsel bir süreç olarak ele alıyor. Bu kapsamda sahada yapılan risk analizleri ile yapay zekâ destekli teknolojiler bir araya getirilerek potansiyel kırılganlıkların daha erken tespit edilmesi hedefleniyor. Böylece işletmeler için yalnızca tazminat odaklı bir güvence değil, önleyici risk yönetimi yaklaşımı da öne çıkıyor.

İklim risklerinin daha görünür, daha maliyetli ve daha karmaşık hale geldiği mevcut dönemde, sigorta sektörü için yeni eşik veri, mühendislik ve öngörü kapasitesinde oluşuyor. Özellikle ticari işletmeler açısından bakıldığında, risk yönetiminin artık yalnızca poliçe satın alma aşamasında değil; tesis güvenliğinden altyapı dayanıklılığına, veri analizinden operasyon planlamasına kadar daha geniş bir çerçevede ele alınması gerekiyor.

Sigorta sektörü uzun süredir iklim risklerini fiyatlayan bir yapı kurmaya çalışıyor; ancak son dönemde öne çıkan tablo, artık yalnızca riskin büyüklüğünü değil, riskin karakterinin de değiştiğini gösteriyor. Dolu ve şiddetli fırtına gibi kısa süreli ama yüksek etkili olaylar, özellikle ödeme kapasitesi, reasürans maliyeti ve hasar yönetimi tarafında yeni baskılar yaratıyor. Burada asıl kritik nokta, hasar sonrası telafi mekanizmasının ötesine geçen bir yaklaşımın güç kazanması. Fintek ve sigorta teknolojileri açısından bu alan önemli bir dönüşüm fırsatı taşıyor. Yapay zekâ destekli risk izleme, saha verilerinin anlık analizi, dinamik fiyatlama ve önleyici uyarı sistemleri önümüzdeki dönemde çok daha merkezi hale gelebilir. Türkiye’de ekstrem hava olaylarının sayısındaki artış, sigorta ve teknoloji kesişiminde çalışan oyuncular için net bir mesaj veriyor: Dayanıklılık, artık ürün tasarımının çevresinde duran bir başlık değil; iş modelinin merkezine yerleşen bir zorunluluk.

Kapat